NAFAKA ARTTIRIM CEVABA CEVAP DİLEKÇESİ

Anasayfa > Aile Hukuku > NAFAKA ARTTIRIM CEVABA CEVAP DİLEKÇESİ

NAFAKA ARTTIRIM CEVABA CEVAP DİLEKÇESİ

………..AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ’NE

DOSYA NO  :………. E.

DAVACI  :.…….

VEKİLİ  :Av. ……….

DAVALI  :………….

KONU  :Davalının cevap dilekçesine karşı, müvekkilin uğradığı sistematik fiziksel şiddet, alkol bağımlılığı ve davalının evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal eden agresif tutumlarına ilişkin beyanlarımızı içeren cevaba cevap dilekçemizdir.

AÇIKLAMALAR :Yukarıda esas numarası yazılı mahkemeniz nezdinde görülmekte olan dava için davalının sunmuş olduğu cevap dilekçesine karşı süresi içerisinde kaleme aldığımız işbu cevaba cevap dilekçesinin sunulması hakkındadır. Şöyle ki;

DAVALININ KUSUR ÖRTBAS ETME AMAÇLI ASILSIZ İDDİALARININ ÇÜRÜTÜLMESİ VE GERÇEK KUSUR DURUMUNUN TESPİTİ

              Davalı yanın cevap dilekçesi tetkik edildiğinde, müvekkilin maruz kaldığı ağır şiddet sarmalını ve ekonomik yıkımı örtbas etme gayesiyle, gerçek dışı ve hayatın olağan akışına aykırı iddialara sığındığı görülmektedir. Davalı, evlilik birliğinin kendisine yüklediği maddi ve manevi sorumlulukları ihlal etmiş, müvekkili ve henüz yedi aylık olan müşterek çocuğu derin bir belirsizliğe ve borç batağına sürüklemiştir. İşbu bölümde, davalının savunma adı altında sunduğu ancak kendi kusurunu ikrar niteliği taşıyan beyanları, dosya kapsamındaki somut belgeler ve yerleşik Yargıtay içtihatları ışığında çürütülecektir.

Alkol Bağımlılığı ve Doğum Sürecindeki İhmalkar Tutumların Evlilik Birliğine Etkisi

              Davalı, cevap dilekçesinde alkol kullanımını “akşamları ……… adet bira” şeklinde hafifleterek normalleştirmeye çalışsa da, bu durumun evlilik birliğine yansıması sistematik bir huzursuzluk ve saldırganlık şeklinde tezahür etmiştir. Davalının alkol kullanımı, basit bir alışkanlığın ötesine geçerek, ailenin rızkının alkol bayilerine aktarılmasına ve müvekkilin en hassas dönemlerinde yalnız bırakılmasına neden olmuştur. Özellikle müşterek çocuk ……….nın doğum sürecinde yaşananlar, davalının eşine karşı olan sadakat ve destek yükümlülüğünü ne derece ihlal ettiğinin en acı göstergesidir. Müvekkil doğum sancıları çekerken ve hastanede tıbbi desteğe en çok ihtiyaç duyduğu anlarda, davalı hastaneyi terk ederek alkol almaya gitmiştir. Alkolün etkisiyle hastaneye döndüğünde ise destek olmak yerine huzursuzluk çıkarmış, müvekkilin mahremiyetine ve tedavi sürecine saygı göstermemiştir.

              Davalının bu tutumu, Yargıtay’ın ekonomik ve manevi ihmal konusundaki yerleşik görüşleriyle tam bir uyuşmazlık içerisindedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/4010 E. ve 2024/882 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; “borçlanmaları, davacı kadına ait araç ile kaza yapması, alkol kullanımı, davacı kadını ekonomik yönden kısıtlar mahiyette eylemleri” ekonomik şiddet ve kusur olarak kabul edilmiştir. Somut olayda da davalı, eline geçen kısıtlı maddi imkanları ailesinin ve yeni doğmuş bebeğinin temel ihtiyaçları (bez, mama, giyim) için kullanmak yerine alkol tüketimine sarf ederek müvekkili ailesinden yardım istemeye mecbur bırakmıştır. Davalının bu sorumsuzluğu, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasındaki ana unsurlardan biridir. Bir babanın ve eşin, en zor günde dahi alkolü ailesinin önünde tutması, Türk aile yapısında ve hukuk sisteminde korunmaya değer bir tutum olarak kabul edilemez.

Can Güvenliği Korkusuyla Aile Yanına Sığınmanın ‘Terk’ Olarak Nitelendirilemeyeceği Hususu

              Davalı yan, müvekkilin………. tarihinde evi terk ettiğini iddia ederek, bu durumu haksız bir boşanma sebebi gibi sunmaya çalışmaktadır. Oysa ki müvekkilin ortak konuttan ayrılması bir keyfiyet değil, kendisinin ve yedi aylık bebeğinin can güvenliğini koruma altına alma çabasıdır. Davalının alkol etkisindeyken sergilediği saldırgan tutumlar, müvekkilin üzerine bıçakla yürümesi ve “bir yumrukluk canı var” diyerek bebeği dahi tehdit etmesi karşısında, müvekkilin o evde kalmaya devam etmesi hayatın olağan akışına ve kendini koruma içgüdüsüne aykırıdır. Müvekkil, can havliyle ailesine sığınmış, ancak davalı burada da rahat durmayarak müvekkilin ailesinin evini basmış, kapıları tekmelemiş ve gece geç saatlere kadar tacizlerini sürdürmüştür. Olay yerine gelen polis ekiplerinin tuttuğu tutanaklar, müvekkilin “terk” eden değil, “kaçmak zorunda kalan” mağdur taraf olduğunu açıkça ispatlamaktadır.

              Hukukumuzda, haklı bir sebeple ortak konuttan ayrılan eşin bu davranışı “terk” olarak nitelendirilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/5806 E. ve 2015/20285 K. sayılı ilamında; “bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir” diyerek, baskın kusuru olan tarafın iddialarının reddi gerektiğini vurgulamıştır. Müvekkilime yönelik fiziksel şiddet tehdidi ve davalının kapıya dayanarak sergilediği agresif tutumlar, müvekkilin ayrı yaşama hakkını doğurmuştur. Davalının bu süreci bir “terk vakıası” gibi göstermeye çalışması, kendi kusurunu yansıtma psikolojisiyle örtbas etme çabasından ibarettir. Müvekkil, davalının yarattığı korku ikliminden bebeğini korumak adına ailesinin yanına gitmiş olup, bu durum boşanma davasında müvekkile kusur olarak yüklenemez.

Yersiz Kıskançlıklar ve Sadakat Yükümlülüğüne Aykırılık İftiralarının Mesnetsizliği

              Davalı, cevap dilekçesinde müvekkilin eniştesi ……….. ile olan iletişimini çarpıtarak, sadakat yükümlülüğüne aykırılık imasında bulunmaktadır. Sunulan ekran görüntüleri ve video linkleri, davalının hastalıklı kıskançlık seviyesini ve olayları kendi lehine nasıl manipüle ettiğini kanıtlamaktadır. Söz konusu mesajlar, tamamen aile içi şakalaşma ve sosyal medya üzerinden paylaşılan anonim komedi içeriklerinden ibarettir. Davalının, müvekkilin öz ablasının eşi (eniştesi) ile olan bu denli masum bir iletişimi “farklı anlamlara gelecek video” şeklinde nitelendirmesi, müvekkilin onur ve haysiyetine yönelik ağır bir saldırıdır. Davalının yersiz kıskançlıkları bununla da sınırlı kalmamış; müvekkilin sağlık kontrollerinde doktorun erkek olmasını dahi bir aldatma bahanesi olarak sunup müvekkilin saçını çekerek fiziksel şiddet uygulamıştır.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2022/10273 E. ve 2023/801 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, eşine haksız yere sadakatsizlik suçlamasında bulunan ve ekonomik-psikolojik baskı uygulayan taraf tam kusurlu kabul edilmektedir. Davalının müvekkilin sosyal medya profilindeki fotoğrafları dahi birer “nispet” veya “bekarlık ilanı” gibi sunması, müvekkil üzerindeki baskıcı ve kontrolcü zihniyetinin devam ettiğini göstermektedir. Müvekkilin iffetine yönelik bu asılsız yakıştırmalar, evlilik birliğini asıl sarsan ve geri dönülemez hale getiren kusurlu davranışlardır. Davalı, kendi ekonomik yetersizliklerini ve şiddet eğilimini gizlemek için müvekkili “suçlu” ilan etmeye çalışmakta, ancak sunduğu deliller aksine kendi yersiz şüphelerini ve müvekkilin sosyal çevresine duyduğu haksız öfkeyi ispatlamaktadır.

Ekonomik Şiddetin Boyutu ve Müvekkilin Borç Sorumluluğuna Dair Gerçekler

              Dosyaya sunulan …… ve ……. AVM faturaları ile icra dosya bilgileri, davalının müvekkil üzerinde kurduğu ekonomik tahakkümün en somut kanıtlarıdır. Müvekkil, evlilik süresince hiçbir geliri olmayan, ev hanımı kimliğiyle hayatını sürdüren bir kadındır. Hiçbir geliri olmayan bir kadının, kısa aralıklarla (……, ……., ……., …… ve ……. tarihlerinde) Samsung ….., ……. ve S24 gibi üst segment ……. adet cep telefonunu kendi ihtiyacı için satın alması hayatın olağan akışına tamamen aykırıdır. Bu telefonların tamamı davalı tarafından alınmış, müvekkilin adına borç kaydedilmiş ve davalı tarafından kullanılmış veya nakde çevrilmiştir. Davalının “kendi imzası var” savunması, müvekkilin evlilik birliği içindeki manipülasyon ve baskı altındaki iradesini yansıtmaktadır. Müvekkil, eşine duyduğu güven ve evliliği kurtarma ümidiyle bu belgelere imza atmış, ancak davalı bu güveni kötüye kullanarak müvekkili ağır bir borç yükü altına sokmuştur.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2021/72 E. ve 2021/1765 K. sayılı ilamında; “eşinin maaşını alarak eşine ekonomik şiddet uygulamak suretiyle de kusurlu” olan erkeğin ağır kusurlu olduğu tespiti yapılmıştır. Bizim olayımızda davalı, müvekkilin bir maaşı olmamasını fırsat bilerek onun kredi notunu ve adını kullanarak borçlanmış, müvekkili icralık ederek geleceğini karartmıştır. Sadece telefonlar değil,…….. AVM üzerinden alınan ticari nitelikteki çocuk dolapları ve koltuk takımları da davalının “ikinci el eşya satışı” işi için müvekkilin adına alınmıştır. Müvekkil, çalışmadığı halde yaklaşık …….. TL kredi kartı borcu ve çok sayıda icra takibiyle baş başa bırakılmıştır. Davalının bu eylemleri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2022/769 E. ve 2023/1081 K. sayılı kararında vurgulanan “eşini muhtaç durumda bırakmak amacıyla ekonomik şiddet uygulama” vakıasının tam karşılığıdır.

              Davalının müvekkilin ailesinden aldığı altınları borç adı altında alıp geri ödememesi, müvekkilin kardeşinin kredi kartını kullanıp borçlarını ödememesi, ekonomik şiddetin sadece müvekkile değil, onun tüm sosyal çevresine yöneldiğini kanıtlamaktadır. Davalı, müvekkili ailesine karşı mahcup ederek sosyal bir izolasyona sürüklemiş, maddi olarak tamamen kendisine bağımlı hale getirmeye çalışmıştır. Bu durum, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan “güven sarsıcı davranışlar” ve “mali yükümlülükleri ihlal” kapsamında değerlendirilmelidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/5854 E. ve 2024/2313 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere; “davalı erkeğin davacı kadından habersiz kredi çektiği” ve “ortak konutun giderlerine katılmadığı” durumlar tam kusur sebebidir. Somut olayda davalı, müvekkilin haberi olsa dahi, bu rızayı baskı ve hile ile sakatlayarak kendi şahsi ve ticari borçlarını müvekkilin üzerine yıkmıştır.

              Sonuç olarak davalı, evlilik birliğini bir “finansal kaynak” olarak görmüş, müvekkili ve ailesini maddi olarak sömürmüş, bu süreçte alkol bağımlılığı ve fiziksel şiddetle evliliği çekilmez kılmıştır. Cevap dilekçesindeki “ekmek parası bulamadım” şeklindeki mağduriyet edebiyatı, müvekkilin adına alınan lüks telefonların ve alkol harcamalarının belgeleri karşısında hükümsüzdür. Davalının tüm bu süreçte sergilediği tutum, Türk Medeni Kanunu çerçevesinde “tam kusurlu” olduğunun ve müvekkilin haklılığının açık bir kanıtıdır. Davalının asılsız iddialarının reddi ile müvekkilin maruz kaldığı ekonomik ve psikolojik şiddetin tespiti elzemdir.

SİSTEMATİK EKONOMİK ŞİDDET VAKIALARI VE MÜVEKKİLİN MADDİ GELECEĞİNİN MANİPÜLATİF BORÇLANDIRMA İLE KARARTILMASI

Müvekkil Adına Rıza Dışı Yapılan Lüks Tüketim ve Ticari Alışverişlerin Hukuki Mahiyeti

              Evlilik birliği, tarafların birbirlerine karşı sadakat ve yardım yükümlülüğü altında olduğu, mali kaynakların birliğin huzuru ve refahı için adil bir şekilde yönetilmesi gereken hukuki bir kurumdur. Ancak somut olayda davalı yan, evlilik birliğini müvekkilin maddi imkanlarını sömürdüğü bir “finansal kaynak” olarak görmüş, müvekkili manipüle ederek veya rızasını sakatlayarak ağır borç yükü altına sokmuştur. Dosya kapsamında sunulan faturalar ve beyanlar incelendiğinde; davalının müvekkil adına……. ve ……… AVM gibi mağazalardan sistematik olarak lüks tüketim malları ve ticari nitelikte eşyalar aldığı görülmektedir.

               Müvekkil adına düzenlenen….. tarihli……. TL bedelli Samsung…….. …….. tarihli …….. TL bedelli Samsung …… ve ……… tarihli……. TL bedelli Samsung ……… faturaları, ekonomik şiddetin boyutlarını açıkça ortaya koymaktadır. Herhangi bir geliri bulunmayan ve müşterek çocuğun bakımıyla ilgilenen bir kadının, kısa aralıklarla bu denli yüksek segmentte ve birden fazla cep telefonu alması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu harcamalar tamamen davalının şahsi kullanımı ve keyfi harcamaları için müvekkilin kredi itibarını kullanma niyetinden doğmuştur.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2015/5806 E. ve 2015/20285 K. sayılı ilamında bu durumun hukuki karşılığı net bir şekilde çizilmiştir:”eşine hakaret eden, “hiç sevmedim, kullandım” diyen, güven sarsıcı davranışlarda bulunan, eşini kredi çekmeye zorlayan davacı erkek tamamen kusurludur”Yargıtay’ın bu kararı, eşini kendi borçları veya lüks harcamaları için kredi yükümlülüğü altına girmeye zorlamanın veya bu yönde baskı kurmanın tam kusur teşkil ettiğini açıkça belirtmektedir. Somut olayda müvekkil, davalının baskıları ve “borcu ben ödeyeceğim” şeklindeki asılsız vaatleriyle bu sözleşmelere imza atmaya zorlanmıştır. Davalının cevap dilekçesinde belirttiği “mağazaya kendisi gelip imza attı” savunması, ekonomik şiddetin varlığını ortadan kaldırmaz; aksine, çalışmayan bir eşin bu denli ağır borçların altına sokulmasındaki manipülasyonu doğrular. Müvekkilin imzasının bulunması, bu borçların evlilik birliğinin ortak menfaati için yapıldığı anlamına gelmemektedir. Aksine, davalı müvekkilin imzasını bir araç olarak kullanarak, kendi üzerine alamadığı borçları müvekkilin sırtına yüklemiş ve bu suretle eşini ekonomik bir yıkıma sürüklemiştir.

              Daha da vahimi, davalının müvekkil adına ……. AVM’den aldığı 2 adet çocuk dolabı ve 3 adet koltuk takımı gibi eşyalar, ailenin ortak konutunun ihtiyacı için değil, davalının yürüttüğü “ikinci el eşya satışı” ticari faaliyeti için stok malzemesi olarak alınmıştır. ……… tarihli ve ………. TL bakiyeli sözleşme, müvekkilin adeta davalının ticari borçlarının “teminatı” olarak kullanıldığını ispatlamaktadır. Kendi adına icra dosyaları bulunan davalının, ticari risklerini müvekkilin üzerine yıkması, Türk Medeni Kanunu’nun 185. ve devamı maddelerinde düzenlenen “birliğin mutluluğunu sağlama” ve “dayanışma” yükümlülüğünün ağır bir ihlalidir. Bu durum, Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, güven sarsıcı bir davranış olmanın ötesinde, eşi ekonomik olarak köleleştirme ve iradesini ipotek altına alma girişimidir.

Kredi Kartlarının ve Ailevi Birikimlerin Suistimali Yoluyla Oluşan Ağır Mağduriyet

              Davalının ekonomik şiddet eylemleri sadece mağaza alışverişleriyle sınırlı kalmamış, müvekkilin ve ailesinin tüm finansal varlıklarını hedef almıştır. Müvekkilin çalışmıyor olmasına rağmen kredi kartı borçlarının ……. TL sınırına dayanması, davalının bu kartları kendi şahsi ve ticari harcamaları için pervasızca kullandığını göstermektedir. Davalı, müvekkilin kart şifrelerini ele geçirmiş, kartların limitlerini sonuna kadar doldurmuş ve asgari ödemelerini dahi yapmayarak müvekkili bankalar nezdinde “temerrüt” durumuna düşürmüştür. Bir kadının, henüz yedi aylık bebeği varken ve hiçbir geliri yokken,……….. TL tutarında kredi kartı harcaması yapması mantık kurallarıyla açıklanamaz. Bu borçlar, davalının alkol harcamaları, ticari borçları ve müvekkilden gizlediği diğer karanlık faaliyetlerinin bir sonucudur.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2022/10154 E. ve 2023/860 K. sayılı kararında belirtildiği üzere;”eşinden habersiz borçlandığını ve güven sarsıcı davranışlar sergilediğini”gerekçe göstererek erkeğin kusurlu bulunması, somut olayımızla birebir örtüşmektedir. Davalı, müvekkilin kredi kartlarını kullanarak yaptığı borçlanmaları müvekkilin bilgisi dahilinde gibi göstermeye çalışsa da, bu harcamaların sonuçları müvekkil için yıkıcı olmuştur. Müvekkilin ailesinden “borç” adı altında alınan ve geri ödenmeyen altınlar ise ekonomik şiddetin sosyal bir izolasyon aracına dönüştüğünün kanıtıdır. Davalı, müvekkilin annesinden ve ablasından aldığı altınları nakde çevirmiş, ancak bu bedelleri hiçbir zaman iade etmemiştir. Bu durum, müvekkilin ailesine karşı mahcup olmasına, ailesiyle olan ilişkilerinin gerilmesine ve nihayetinde müvekkilin maddi olarak sadece davalıya bağımlı kalmasına yönelik sistematik bir planın parçasıdır.

              Ekonomik şiddetin bir diğer boyutu ise müvekkilin kız kardeşi Büşra’nın kredi kartının da davalı tarafından kullanılması ve borcunun ödenmemesidir. Davalı, evlilik birliğini sadece müvekkili değil, müvekkilin tüm yakın çevresini sömüreceği bir alan olarak kurgulamıştır. Bu durum, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/5256 E. ve 2024/1985 K. sayılı kararında vurgulanan;”erkeğin kadına karşı şiddet uyguladığı ve sürekli para isteyerek ekonomik şiddet uyguladığı”tespitiyle aynı mahiyettedir. Davalı, müvekkilden ve ailesinden sürekli maddi talepte bulunmuş, bu talepler karşılanmadığında veya borçlar ödenemez hale geldiğinde ise baskı ve manipülasyonun dozunu artırmıştır. Müvekkilin elindeki son birikim olan ziynet eşyalarının ve ailesinin desteğinin bu şekilde gasp edilmesi, evlilik birliğinin en temel taşı olan “güven” duygusunu telafisi imkansız şekilde zedelemiştir. Müvekkil, davalının yarattığı bu borç sarmalı nedeniyle hem kendi geleceği hem de müşterek çocuğun geleceği konusunda ağır bir endişe içerisine sürüklenmiştir.

İcra Takipleri ve Kredi Notu Yıkımı: Ekonomik İstismarın Somut Belgelerle Tevsiki

              Davalının sorumsuz ve manipülatif davranışlarının en acı sonucu, müvekkilin henüz hayatının başında icra takipleriyle karşı karşıya kalması ve kredi notunun tamamen yok edilmesidir……… sayılı icra dosyası, davalının müvekkil adına yaptığı harcamaların bedelini ödememesi neticesinde açılmıştır. Müvekkil, çalışmadığı ve bebeğine bakmak zorunda olduğu bir dönemde, kapısına dayanacak haciz memurlarının korkusuyla yaşamaya mahkum edilmiştir. Davalının cevap dilekçesinde “ekmek parası bulamadım” diyerek sergilediği mağduriyet edebiyatı, müvekkilin adına alınan……. TL’lik telefonların ve ………. TL’lik kredi kartı borçlarının belgeleri karşısında trajikomik bir iddiadan ibarettir. Gerçekte ekmek parası bulamayan değil, eline geçen her kuruşu alkole ve lüks tüketime harcayan, bu harcamaların faturasını ise eşine kesen bir davalı profili mevcuttur.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/5854 E. ve 2024/2313 K. sayılı kararında yer alan;”davalı erkeğin davacı kadından habersiz kredi çektiği” ve “ortak konutun giderlerine katılmadığı”tespiti, davalının tam kusurlu olduğunun en net göstergesidir. Somut olayda davalı, müvekkilin haberi olsa dahi, bu rızayı hile ve manevi cebir ile sakatlamış, neticede müvekkili borca batık hale getirmiştir. Müvekkilin kredi notunun “patlaması”, onun gelecekte bir iş kurmasını, ev kiralamasını veya en basit bankacılık işlemlerini yapmasını dahi imkansız hale getirmiştir. Bu durum, bir kadının ekonomik özgürlüğüne ve geleceğine yönelik yapılmış en ağır saldırılardan biridir. Davalı, müvekkilin maddi geleceğini karartarak onu kendisine muhtaç bırakmayı hedeflemiş, ancak bu süreçte ailenin temel ihtiyaçlarını (bebek bezi, mama vb.) dahi karşılamaktan imtina etmiştir.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/5975 E. ve 2023/4239 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere;”evlilik birliğinin ekonomik yükümlülüklerine yerine getirmediği, borçlarından dolayı eve hacizlerin gelmesine sebep olduğu” eylemleri, ekonomik şiddetin en ağır formudur. Davalı, kendi yarattığı borçlar nedeniyle eve haciz gelmesine sebebiyet vermiş, müvekkili alacaklılar ve avukatlar karşısında savunmasız bırakmıştır. Müvekkilin sunduğu mesaj kayıtlarında davalının “patlarsa daha dibinden kalkamayız borcun” diyerek müvekkili korkutmaya devam etmesi, ekonomik şiddetin boşanma aşamasında dahi bir tehdit unsuru olarak kullanıldığını göstermektedir. Davalı, borçları ödemek yerine müvekkilin telefonunu açmasını, şifre vermesini talep ederek yeni kredi oyunları peşinde koşmuştur. Bu sistematik istismar, müvekkilin kişilik haklarına ağır bir saldırı teşkil etmektedir. Müvekkil, davalının bu manipülatif borçlandırma eylemleri nedeniyle sadece maddi kayba uğramamış, aynı zamanda toplum ve ailesi nezdinde itibarı zedelenmiş, “borçlu” sıfatıyla yaftalanmıştır. Tüm bu vakıalar, davalının evlilik birliğinin sona ermesinde tam kusurlu olduğunu ve müvekkilin maruz kaldığı ekonomik yıkımın tazmin edilmesi gerektiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlamaktadır. Davalının, müvekkili ve ailesini maddi olarak sömürme üzerine kurulu bu tutumu, evlilik birliğinin devamını müvekkil açısından imkansız kılan en temel unsurdur.

MÜŞTEREK ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI VE DAVALININ BABALIK SORUMLULUKLARINI İHLAL EDEN SALDIRGAN TUTUMLARI

Müşterek Çocuk………’nın Bakım ve İhtiyaçlarının İhmali ile Alkol Odaklı Yaşam Biçimi

              Müşterek çocuk ……, henüz ……. doğumlu olup, hayatının en hassas gelişim evresi olan bebeklik dönemindedir. Bu dönemde bir çocuğun en temel ihtiyacı olan huzurlu bir aile ortamı, düzenli bakım ve maddi-manevi güvenlik ihtiyacı, davalının alkol odaklı yaşam biçimi nedeniyle sistematik olarak ihlal edilmiştir. Davalı yan, cevap dilekçesinde alkol kullanımını “akşamları 2-3 bira” şeklinde normalleştirmeye çalışsa da, dosya kapsamındaki vakıalar bu kullanımın bir sosyal alışkanlık değil, aile birliğini ve çocuğun güvenliğini tehdit eden bir bağımlılık ve saldırganlık unsuru olduğunu ispatlamaktadır. Davalının alkol kullanımı, sadece şahsi bir tercih olmaktan çıkmış; müşterek çocuğun rızkından, mamasından ve bezinden kesilen paraların alkole yatırılması suretiyle ağır bir “ekonomik ve manevi ihmal” vakıasına dönüşmüştür.

              Müvekkil, müşterek çocuğun doğumundan itibaren davalının hiçbir maddi desteğini görmemiştir. Öyle ki, bir bebeğin en temel yaşam gereksinimleri olan bez, mama ve giysi gibi ihtiyaçlar dahi müvekkilin ailesinin yardımlarıyla karşılanabilmiştir. Davalı, babalık sorumluluğunun gerektirdiği mali yükümlülükleri yerine getirmek yerine, eline geçen kısıtlı imkanları alkol tüketimine tahsis etmiştir. Bu durum, Türk Medeni Kanunu’nun eşlere yüklediği “birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılma” yükümlülüğünün (TMK m. 186/3) yanı sıra, ana ve babanın çocukların bakım ve eğitim giderlerini karşılama borcuna (TMK m. 327) da açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/5975 E. ve 2023/4239 K. sayılı kararında, benzer bir vakıada erkeğin alkol kullanımı ve ekonomik yükümlülüklerini ihmal etmesi şu şekilde değerlendirilmiştir: “ekonomik şiddet uyguladığını, evin ve kadının giderleri için müvekkiline sadaka mahiyetinde cüzi miktarda para verdiğini, müvekkilinin ailesinden yardım istemek zorunda kaldığını, faturaların ödenmemesinden kaynaklı çoğu kez aboneliklerin kesildiğini müvekkilinin ve çocukların elektriksiz, susuz kaldığını, erkeğin kazancını alkol… Harcadığı” Yargıtay’ın bu kararı, somut olayımızla birebir örtüşmektedir. Davalı da tıpkı bu karardaki kusurlu eş gibi, kazancını ailenin ve özellikle 7 aylık bebeğin ihtiyaçlarına hasretmek yerine alkole harcamış, müvekkili ve küçüğü ailesinin yardımına muhtaç bırakmıştır. Bir babanın, henüz kendi ihtiyaçlarını dile getiremeyen bir bebeğin temel gereksinimlerini karşılamayıp, parayı alkole yatırması, velayet görevini kötüye kullanma potansiyelinin ve sorumsuzluğun en somut göstergesidir. Davalının bu tutumu, müşterek çocuğun fiziksel gelişimini doğrudan riske atmaktadır.

              Davalının alkol bağımlılığı sadece maddi bir kayıp değil, aynı zamanda çocuğun manevi huzurunu da yok eden bir unsurdur. Henüz bir aylık olan bebeğin yanında alkol alarak müvekkile bağırması, hakaret etmesi ve bebeğe yönelik “bir yumrukluk canı var” şeklindeki korkunç ifadeleri, davalının ebeveynlik bilincinden ne kadar uzak olduğunu kanıtlamaktadır. Alkolün etkisiyle sergilenen bu saldırgan tutum, çocuğun sağlıklı bir psikolojik gelişim göstermesi önündeki en büyük engeldir. Çocuğun üstün yararı ilkesi, onun sadece fiziksel değil, aynı zamanda güvenli bir duygusal ortamda büyümesini de emreder. Davalının yarattığı bu kaos ortamı, küçüğün üstün yararıyla bağdaşmamaktadır.

Hamilelik ve Lohusalık Döneminde Uygulanan Fiziksel Şiddetin Velayet Değerlendirmesine Etkisi

              Velayet değerlendirmesinde mahkemelerin en çok üzerinde durduğu husus, hangi ebeveynin çocuğun bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimini daha iyi sağlayacağıdır. Davalının, müvekkilin en hassas olduğu hamilelik ve lohusalık dönemlerinde uyguladığı sistematik fiziksel şiddet, onun şiddet eğilimli kişiliğini ve çocuğun bakımını üstlenmedeki yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Müvekkil, hamileliği boyunca davalının yersiz kıskançlıkları ve baskıları nedeniyle psikolojik olarak yıpratılmış, doğum anında dahi davalı tarafından yalnız bırakılmıştı. Davalının, eşi doğum sancıları çekerken hastanede yanında olmak yerine alkol almaya gitmesi ve hastaneye alkollü dönerek huzursuzluk çıkarması, Türk aile yapısına ve insanlık onuruna aykırı bir davranıştır.

              Daha da vahimi, müvekkilin doktorunun erkek olduğunu öğrenen davalının, lohusa halindeki eşini aldatma ile suçlayarak saçından sürüklemesi ve fiziksel şiddet uygulamasıdır. Bu eylemler, davalının sadece eşine karşı değil, genel olarak insan haklarına ve kadının onuruna karşı saldırgan bir tutum içinde olduğunu göstermektedir. Şiddet uygulayan, öfke kontrolü olmayan ve en kutsal anlarda dahi saldırganlığını dizginleyemeyen bir bireyin, bir bebeğin velayetini üstlenmesi veya çocukla kontrolsüz bir şekilde kişisel ilişki kurması, küçüğün can güvenliğini tehlikeye atacaktır.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/4552 E. ve 2024/3202 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; “erkeğin evlilik birliği içerisinde davacıya yönelik süregelen sözel şiddetinin olduğu, en son davacıyı darp ettiği” durumlarda erkeğin tam kusurlu olduğu ve bu durumun boşanma ile birlikte velayet ve tazminat hükümlerine doğrudan etki edeceği kabul edilmiştir. Somut olayda davalının şiddeti “süregelen” bir hal almış, hamilelikten lohusalığa kadar her evrede müvekkilin ve dolayısıyla bebeğin yaşam kalitesini düşürmüştür. Bir annenin darp edildiği, saçının çekildiği, psikolojik olarak çökertildiği bir ortamda yetişen çocuğun “üstün yararı”ndan söz etmek mümkün değildir. Davalının şiddet eylemleri, müşterek çocuğun henüz anne karnındayken ve doğumdan hemen sonra maruz kaldığı ikincil travmaların ana kaynağıdır.

              Ayrıca davalı, sadece müvekkile değil, çocuğun eşyalarına da zarar vererek şiddetin dozunu artırmıştır. Bebeğin beşiğini kırması, eşyalarını tahrip etmesi, şiddetin sadece şahıslara değil, bebeğin yaşam alanına da yöneldiğini göstermektedir. Bu durum, davalının öfke nöbetleri sırasında bebeğin güvenliğini hiçbir şekilde gözetmediğinin en net delilidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında, şiddet uygulayan ebeveynin velayet hakkı konusundaki ehliyeti, çocuğun can güvenliği ve psikolojik bütünlüğü açısından her zaman riskli görülmüştür. Bu nedenle, küçüğün güvenli bir liman olan anne yanında kalması, onun sağlıklı gelişimi için bir tercih değil, zorunluluktur.

Davalı Yanın Tehditkar Eylemlerinin Çocuk Üzerindeki Olası Riskleri ve Velayet Talebimiz

              Davalının saldırganlığı evlilik birliği içerisindeki şiddetle sınırlı kalmamış, müvekkilin can güvenliği endişesiyle ailesinin yanına sığınmasından sonra da devam etmiştir. Davalının, müvekkilin ailesinin evini basması, kapıyı tekmelemesi, gece yarısı saat 03:00’e kadar kapı önünde tehditler savurarak huzur ve sükunu bozması, onun “düzeltmek için çabalayan bir eş” değil, “tehdit unsuru olan bir saldırgan” olduğunu tescillemiştir. Olay yerine polis gelmesine rağmen davalının agresif tavırlarını sürdürmesi, hukuk kurallarını ve kamu otoritesini dahi tanımadığını göstermektedir. Bu eylemler sırasında 7 aylık……. bebeğin yaşadığı korku ve maruz kaldığı gürültü, onun ruhsal dünyasında onarılmaz yaralar açma potansiyeline sahiptir.

              Davalı, cevap dilekçesinde bu baskını “özlem” ve “sevgiden kaynaklı bir ziyaret” gibi göstermeye çalışsa da, gece yarısı kapı tekmeleyerek, küfürler ederek ve polis müdahalesine rağmen evi terk etmeyerek sergilenen davranışın sevgiyle bir ilgisi bulunmadığı aşikardır. Bu durum, TCK kapsamında “konut dokunulmazlığının ihlali” ve “kişilerin huzur ve sükununu bozma” suçlarını teşkil ettiği gibi, aile hukuku açısından da ağır bir kusur ve velayet görevini ifa edemeyecek bir kişilik yapısının göstergesidir.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2022/9334 E. ve 2023/256 K. sayılı kararında velayet konusunda şu önemli tespit yapılmıştır: “ortak çocuğun davanın açıldığı günden bu yana anne ile yaşaması, özel durumu dikkate alındığında velâyetin anneye verilmesinin üstün yararına uygun olduğu gibi kurulan kişisel ilişkinin de çocuk ve baba açısından haklarını tatmin edici niteliktedir” Müvekkil, davanın başından beri çocuğun tüm bakımını tek başına, ailesinin desteğiyle üstlenmiştir. Davalı ise bu süreçte çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak yerine, müvekkili ve ailesini taciz etmeyi seçmiştir. Çocuğun üstün yararı, onun mevcut düzeninin korunmasını ve kendisine zarar verme ihtimali olan ebeveynden uzak tutulmasını gerektirir. Davalının bıçakla müvekkilin üzerine yürümesi ve “bir yumrukluk canı var” diyerek bebeği hedef alması, velayet hakkının davalıya verilmesinin veya denetimsiz bir kişisel ilişki kurulmasının ne kadar tehlikeli olacağını ortaya koymaktadır.

              Müvekkilin çalışmıyor olması, davalının iddia ettiği gibi velayete engel bir durum değildir. Aksine, müvekkil tüm vaktini bebeğinin bakımına hasretmektedir. Maddi ihtiyaçlar ise, davalının ödemesi gereken iştirak nafakası ve müvekkilin ailesinin sunduğu güvenli ortamla karşılanmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/3617 E. ve 2024/315 K. sayılı kararında, ekonomik şiddet uygulayan ve sorumluluklarını yerine getirmeyen babaya karşı annenin velayet hakkı şu şekilde korunmuştur: “erkeğin ise ağır kusurlu olduğu” tespit edilmiş, ortak çocuğun velayeti anneye verilmiş, aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmiştir. Erkeğin “ortak çocuk ve kadın ile ilgilenmediğini”, “sorumluluklarını yerine getirmediğini” iddiaları ekonomik ve ailevi ihmallerle desteklenmiştir.

              Bu içtihat ışığında, davalının hem ekonomik hem de fiziksel şiddet içeren eylemleri, onun ağır kusurlu olduğunu ve velayet sorumluluğunu taşıyamayacağını ispatlamaktadır. Müşterek çocuk ……..nın, babasının alkol nöbetlerinden, şiddet eğiliminden ve tehditkar tavırlarından korunması gerekmektedir. Çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişebilmesi için velayetinin anneye verilmesi, babanın ise çocukla olan ilişkisinin küçüğün güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde, gerekirse uzman eşliğinde veya kısıtlı bir biçimde düzenlenmesi elzemdir.

              Davalının eylemleri, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sadece eşine değil, bir babalık görevi olarak koruması gereken evladına karşı da sorumsuz ve tehlikeli bir tutum sergilediği sabittir. Bebeğin beşiğini kıracak kadar gözü dönen, lohusa eşine doktoru erkek diye şiddet uygulayan ve çocuğun rızkını alkole harcayan bir şahsın velayet talebi, hukukun temel ilkeleriyle ve çocuğun üstün yararıyla taban tabana zıttır. Müvekkilin şefkatli kolları ve ailesinin sunduğu huzurlu ortam,…….. bebeğin gelişimi için yegane güvenli alandır. Bu alanın davalının saldırganlıklarıyla bozulmasına izin verilmemelidir. Davalının sergilediği bu profil, onun çocuk üzerindeki olası olumsuz etkilerini ve riskleri somutlaştırmakta, velayet talebimizin haklılığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır.

ADLİ YARDIM TALEBİNİN HAKLILIĞI VE DAVALININ AĞIR KUSURU NETİCESİNDE OLUŞAN ZARARLARIN TAZMİNİ

Ekonomik Şiddet Kaynaklı Maddi İmkansızlık Nedeniyle Adli Yardım Gerekliliği

              Müvekkil……., halihazırda yedi aylık müşterek çocuk……….’nın bakımıyla tek başına ilgilenen, herhangi bir geliri bulunmayan ve davalının sistematik ekonomik sömürüsü neticesinde ağır bir borç yükü altında bırakılmış bir annedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334. ve devamı maddeleri uyarınca düzenlenen adli yardım müessesesi, müvekkil gibi kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken yargılama giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kişilerin hak arama hürriyetini güvence altına almaktadır. Somut olayda müvekkilin adli yardım talebi, yalnızca bir “gelirsizlik” beyanı değil, bizzat davalının haksız fiilleriyle yaratılmış bir “maddi yıkım” tablosudur. Davalı, müvekkilin adına rızası dışında veya manipülasyonla ……. ve …….. AVM gibi mağazalardan yüksek tutarlı harcamalar yapmış, müvekkilin kredi kartlarını limitlerine kadar kullanmış ve bu borçları ödemeyerek müvekkil hakkında………. İcra Dairesi’nin ………. sayılı dosyası gibi icra takipleri başlatılmasına sebebiyet vermiştir.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/5975 E. ve 2023/4239 K. sayılı kararında, benzer bir ekonomik şiddet vakıasında davacı kadının içine düştüğü durum şu şekilde tespit edilmiştir: “davalının ‘ekonomik şiddet uyguladığını, evin ve kadının giderleri için müvekkiline sadaka mahiyetinde cüzi miktarda para verdiğini, müvekkilinin ailesinden yardım istemek zorunda kaldığını, faturaların ödenmemesinden kaynaklı çoğu kez aboneliklerin kesildiğini müvekkilinin ve çocukların elektriksiz, susuz kaldığını, erkeğin kazancını alkol… harcadığı’ iddialarını öne sürmüştür.”

              Yüksek mahkemenin bu kararı, ekonomik şiddetin sadece para vermemek değil, aynı zamanda eşi ailesinden yardım istemek zorunda bırakmak ve temel ihtiyaçlardan mahrum etmek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Müvekkilimiz de tıpkı bu kararda olduğu gibi, davalının parayı alkole ve ticari başarısızlıklarına harcaması nedeniyle bebeğinin bezini ve mamasını dahi kendi ailesinin desteğiyle karşılamak zorunda kalmıştır. Kendi adına kayıtlı …….. TL’yi aşan kredi kartı borcu ve icra takipleri varken, müvekkilden yargılama giderlerini karşılamasını beklemek, Anayasal bir hak olan hak arama hürriyetinin engellenmesi anlamına gelecektir. Dosyaya sunulan …….. Adli Yardım Bürosu evrakları ve müvekkilin sosyal ekonomik durum araştırması, bu imkansızlığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlamaktadır.

Yargıtay İçtihatları Işığında Ekonomik Yıkımın Tazminat Miktarlarına Belirleyici Etkisi

              Türk Medeni Kanunu m. 174/1 uyarınca, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Müvekkilin beklenen menfaati, evlilik birliği içerisinde huzurlu bir yaşam sürmek ve ekonomik geleceğini güvenle inşa etmek iken; davalı, müvekkilin kredi notunu karartmış, onu henüz 20’li yaşlarının başında icra dosyalarıyla baş başa bırakmıştır. Davalının …….. AVM’den müvekkil adına aldığı …….. TL değerindeki koltuk takımları ve……’dan peşi sıra satın aldığı Samsung……, ……. ve ……… model üst segment cep telefonları, müvekkilin rızası hilafına yapılmış ve bedelleri ödenmeyerek müvekkilin üzerine borç olarak yıkılmıştır. Bu durum, basit bir geçimsizlik değil, müvekkilin maddi geleceğine yönelik ağır bir saldırıdır.

              Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/4436 E. ve 2024/2976 K. sayılı ilamında, erkeğin savurganlığı ve borçlanmaları ekonomik şiddet olarak kabul edilmiş ve tazminat miktarlarının artırılması gerektiği vurgulanmıştır: “davalı karşı davacı erkeğin adına bir çok trafik para cezası düzenlenme tutanaklarının ve vergi borçlarına ilişkin ödeme emri ve dekont bulunduğu ve bununla davalı-karşı davacı erkeğin borçlanmalarına sebebiyet açarak ailesine karşı ekonomik şiddet uyguladığı”

              Davalı…….’in eylemleri, yukarıdaki içtihatta belirtilen “aileye karşı ekonomik şiddet uygulama” tanımının tam karşılığıdır. Müvekkilin adına rızası dışında borçlanması, kendi adına icra dosyaları olduğu için müvekkilin kredi kartlarını sömürmesi ve hatta müvekkilin annesi ile ablasından aldığı altınları “eşyaları satıp ödeyeceğim” vaadiyle alıp geri vermemesi, ağır bir ekonomik yıkım faaliyetidir. Bu kapsamda talep ettiğimiz …….. TL maddi tazminat, müvekkilin uğradığı fiili zararların (icra takipleri, kredi kartı borçları) ve yoksun kaldığı beklenen menfaatlerin telafisi için asgari düzeydedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/5842 E. ve 2024/2097 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; “tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri ile kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat” dikkate alındığında, bu tür ağır ekonomik şiddet vakalarında tazminatın caydırıcı ve telafi edici olması esastır.

Müvekkilin Uğradığı Psikolojik Yıkımın Telafisi Amacıyla Manevi Tazminat Gerekçelerimiz

              Manevi tazminat, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, uğradığı manevi yıkımı bir nebze olsun dindirmeyi amaçlar. Müvekkil, lohusalık döneminde hastanede yalnız bırakılmış, doktorun erkek olması bahane edilerek fiziksel şiddete maruz kalmış ve müşterek bebeği henüz bir aylıkken “bir yumrukluk canı var” denilerek evladı üzerinden tehdit edilmiştir. Bebeğin beşiğinin kırılması, müvekkilin üzerine bıçakla yürünmesi ve sistematik olarak “aldatma” iftiralarına maruz kalması, müvekkilin ruh dünyasında telafisi imkansız yaralar açmıştır. Davalının alkol bağımlılığı ve bu bağımlılığın tetiklediği saldırganlık, müvekkilin kişilik haklarına yönelik sürekli bir saldırı halini almıştır.

              Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1934 E. ve 2020/62 K. sayılı ilamı, ekonomik ve sosyal baskının manevi tazminat gerektiren bir kişilik hakkı saldırısı olduğunu şu şekilde teyit etmiştir: “davacının, davalıya ekonomik ve sosyal baskı uyguladığı, davalıyı aşağıladığı… boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf”

              Somut olayda davalı, müvekkili sadece ekonomik olarak değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik olarak da aşağılamıştır. Müvekkilin giyimine müdahale edilmesi, “bekarlık fotoğrafları paylaşıyor” gibi asılsız iddialarla sadakatinin sorgulanması ve ailesinin yanında dahi tehditlere maruz kalması, manevi tazminatın yasal şartlarını fazlasıyla oluşturmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2022/8393 E. ve 2023/622 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, takdir edilecek manevi tazminatın, “paranın alım gücü ve kişilik haklarına yapılan saldırının ağırlığı” ile mütenasip olması gerekmektedir. Müvekkilin uğradığı şiddetin ağırlığı, bebeğinin güvenliği için duyduğu derin endişe ve maruz kaldığı ağır iftiralar göz önüne alındığında, ……….. TL manevi tazminat talebimiz hakkaniyete ve hukuka tamamen uygundur. Davalının, müvekkili ve ailesini borç batağına sürükleyerek mahcup etmesi de bu manevi yıkımın bir parçasıdır.

NETİCE VE İSTEM :Yukarıda ayrıntılarıyla arz ve izah edilen ve mahkemenizce re’sen     gözetilecek nedenlerle;

              1-Davalının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun tüm savunmalarının REDDİNE,

              2-Müvekkilin davasının KABULÜ ile tarafların boşanmalarına,

              3-Müşterek çocuk Nazlı’nın velayetinin, davalının alkol bağımlılığı ve agresif tutumları nedeniyle çocuğun üstün yararı gözetilerek MÜVEKKİL ANNEYE VERİLMESİNE,

              4-Müvekkil lehine aylık …… TL, müşterek çocuk lehine aylık 15.000,00 TL tedbir nafakasına hükmedilmesine, bu nafakaların karar kesinleştikten sonra yoksulluk ve iştirak nafakası olarak devamına,

              5-Davalının ağır kusuru ve müvekkilin kişilik haklarına yönelik saldırıları nedeniyle ….. TL maddi ve ……… TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline,

              6-Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz………..

                   DAVACI VEKİLİ

                 Av. ……….